19 yaşında, gencecik-körpe bir çocuk olan Ali İsmail Korkmaz
öldürüldüğünde “susanlar” ve bu “cinayeti
lanetleyenler” diye ikiye ayrılıyoruz,
Bir siyasi Parti Genel Başkanına yada bir Genel Başkan
Yardımcısına yumruk atıldığında “susanlar” ve
“bu yumruğu lanetleyenler” diye ikiye
ayrılıyoruz,
Mısır’da darbe olduğunda “susanlar” ve
“darbeyi lanetleyenler” diye ikiye
ayrılıyoruz,
Uludere’de 33 kişi canice öldürüldüğünde
“susanlar” ve “ bu vahşeti
lanetleyenler” diye ikiye ayrılıyoruz.
Hrant’ın ölümünün arkasındaki gizli perde aralanmadığında yada
siyasi davalarda adaletin kusurlu ve eksik uygulanmasında
“susanlar” ve “lanetleyenler”
diye ikiye ayrılıyoruz.
Ceylanpınar’da 17 yaşında bir genç, evinde otururken Suriye
tarafından gelen kör bir kurşunla başından vurulup hayatını
kaybettiğinde,
yine susanlar ve lanetleyenler diye ikiye ayrılıyoruz…
Ki bugünlerde bu tarz örnekler bol… Zibille artırılabilir.
***
Çünkü artık ortada çok açık bir gerçek var ki;
Herkes, kendi tarafının “susanı” yada
“lanetleyeni”.
Evrensel, genel-geçer bir etik yada kural yok. Taze
tükettik.
Herkese uyan, herkes için olan “doğrular”
yok.
Onlar kayıp!
Tarafı olduğunuz grubun doğruları ve yanlışları var sadece.
Tarafı olduğunuz grubun ölümleri ve yasları var sadece.
Tarafı olduğunuz gruba karşı haksızlıklar ve adaletsizlik var
sadece.
Bunlar dışında başka bir şey yok.
Yani anlayacağınız;
“körlük” var sadece.
Bir tür renk körlüğü değil belki ama bir
tür “vicdan körlüğü” var.
Vurdumduymazlığa-bencilliğe neden olan,
uğruna mücadele edilen güzel değerleri samimiyetsiz hale getiren
bir vicdan körlüğü...
***
Artık ölüm,
Vahşet,
Haksızlık,
Adaletsizlik…
Sadece kendi savınızı, iddianızı haklı çıkarmak için
kullandığımız “göreceli” araçlar. Başka da bir şey
değil…
***
Bundan dolayı,
Yeni resmi ideolojimiz Kemalizm
değil, “İşinegelenizm”dir.
İşine geliyorsa bir ölümü sahiplenebilir ve
efsaneleştirebilirsin, işine gelmiyorsa unut gitsin.
İşine geliyorsa bir acıyı paylaşabilirsin,
işine gelmiyorsa yalnızlığa it onu ve unut gitsin.
Kürt sorunu, Suriye meselesi, emperyalizm yada korktuğumuz her
ne var ise onlar korkularımızı gerçek kılamadı diyebiliriz.
Ama biz, acılara, vahşetlere, haksızlıklara,
yani nahoş olan her duruma, her koşulda karşı
duramadığımız için,
Vicdanımızın sesini derin çıkar dehlizlerinde kaybettiğimiz,
İnsanlığımızı, “ideoloji ve çıkarlar” denizinde boğduğumuz için;
Artık bölündük.
Karşı karşıyayız.
Hem de birbirlerinin acılarına;
“Susanlar ve Susanlar” diye.