Şampiyonlar liginde Manchester United’ın Milan’ı 4-0 yendiği maçı izlerken hep bizim takımlar geldi gözümün önüne. Ardından Real Madrid’in Lyon’la 1-1 berabere kaldığı maçı izlerken de öyle…
Hani, güzel kadına bakıp bakıp da, “Ula eğer kadın dedikleri buysa, bizim evdeki ne?” diyen Temel’in fıkrasındaki gibi!
Manchester United’in Old Trafford stadyumu da, Real Madrid’in Bernabeu stadyumu da 80 bin civarında kapasiteye sahip. Yer yerinden oyunuyor ama stadyumu dolduran onca fanatiğe rağmen taşkınlık yok, sahaya en küçük bir yabancı madde bile atılmıyor. Buna imrenmemek mümkün değil de beni asıl düşündüren hep futbolcular ve oynanan futbol oldu.
Onların oynadığı futbolun temposuna bakıyorum da insan izlerken bile yoruluyor. Maçın son dakikaları gelmiş, sanki daha yeni başlamışlar gibi koşuyorlar. En küçük bir bezginlik, uflama puflama yok. Milan bir sürü gol yemiş, sanki yememiş gibi canla başla mücadele ediyor. Kaybeden, elenen futbolcularda, yerlere serilip de “mahvolduk, kahrolduk, rezil olduk” havaları yok.
Spor müsabakası bu, elbette biri kazanacak ama diğeri için de kıyamet kopmuyor.
Geçmişteki sporculuk hayatımda ben de çok iyi yaşadım bu duyguları. Varınızı yoğunuzu ortaya koyarsınız, herşeyi de doğru yapmışsınızdır ama bazen kaybedersiniz. Öyle durumlarda rakibinizi kutlar “bravo” dersiniz. Profesyonel sporcular bunu çok iyi bilir, yaşar ve öyle davranır.
Yaptığı spor, hem sevdiği hem de hayatını kazandığı bir meslektir profesyonel sporcular için. O nedenle, her iki maçta da futbolcuların kaybetmelerine rağmen birbirine olan saygısını zevkle izledim. Hiçbiri, durduramadığı adamı sakatlamıyor. Yere düşüyor ama gözü hemen hakeme gitmiyor, hala pozisyonu takip ediyor. Hakem yanlış karar verse de, onun işi pozisyonu kaçırmamak, topu takip etmek. Bunlar, değeri gittikçe yükselen bizim Süper Lig’imizde de görmeyi arzu ettiğimiz manzaralar. Buraya kadar olanlar, futbolcuların mesleki bakış açıları ile ilgili durumları.
Futbola gelince…
Üç saniye içinde üç pas izleyebiliyorsunuz. Paslar yerine gidiyor. Boştaki adamlar hep olması gereken pozisyonlarda. Kimse kafasına göre bir taraflara gitmiyor. Topu kaptıranın üzülmeye ayıracağı zamanı yok, hemen yerini almak zorunda. Biliyor ki, bütün hareketleri istatistiklerine yansıyacak. Kazanacağı para, yapacağı transferlerde hep o istatistikler önüne çıkacak. Hal böyle olunca, ayağına top gelen futbolcunun önü kolay kolay boş kalmıyor, rakibi de hep olması gereken yerde. Çünkü hepsi biliyor ki, boş pozisyon yakalayan şutunu çekecek kaleye. Yine biliyorlar ki, çok şut atan kazanır. Ama kaleye atacaksın şutunu tabi. Bizimkiler gibi on taneden dokuzu alakasız yerlere gitmeyecek. Hele hele kaleye çekilen şut, taca, yan tribünlere gitmeyecek.
O seviyeye gelmiş futbolcular dahi antrenmanda pas çalışıyor, şut çalışıyor. Çünkü futbol demek, isabetli pas, isabetli şut, topa hakimiyet ve hızlı koşabilmek demek. Neredeyse atletizm yarışına katılacak gibi koşuyorlar. İzleyenler gayet iyi gördü, o hızla koşarken bile topu ayağından açmadan sürüyor, topu sürerken kim nerede, kime pas çıkartabileceğini de takip ediyor. Bize de hayranlıkla izlemek düşüyor.
Fenerbahçe’nin stadında Galatasaray’ın kupayı kaldırması gibi
Bir Real Madrid ki, Dünyanın en pahalı yıldızlar topluluğu olsa da, kendi sahasında elenebiliyor. Üstelik bu yıl Şampiyonlar Ligi finali onun sahasında oynanacak. Kendi sahasında final oynayıp kupayı bir kez daha müzesine götürmek ne kadar güzel olacaktı ama elendi. Ezeli rakibi Barcelona, Şampiyonlar Ligi’nde yoluna devam ediyor. Bir de finale çıkarsa Real’in sahasında oynanacak finalde kupayı alırsa, Real Madridliler kahrolacaklar. Fenerbahçe’nin stadyumunda Galatasaray’ın kupayı kaldırması gibi! Düşünebiliyor musunuz, benzeri durumda ne olurdu?
Kıyamet kopacak değil ya… Fenerbahçe’nin 6-0 esprileri gibi Galatasaray’ın da kupa esprilerini dinlemeye başlardık. Ezeli rekabete yeni bir renk getirirdi. İşte Real Madrid, şimdi böyle bir durumla karşı karşıya. Geçen yılın Avrupa şampiyonu Barcelona da Real Madrid’e bunu yaşatır mı, yaşatabilir. İşte böyle bir ortama rağmen Real Madrid, Lyon karşısında elenirken Bernabeu Stadyumu savaş alanına dönmedi. Taraftarlar, müthiş bir futbol ziyafetine tanık oldu, futbolcular da profesyonelliğin dışına çıkmadılar. Bundan da ders çıkarmalıyız.
“Bizim futbolulara gelince…” deyip de devam etmeyeceğim. Buraya kadar sıraladıklarım, profesyonel futbolcularda olması gereken meziyetler. “Madem böyle de, bizimkiler niye böyle değil” demek sanırım yeterlidir.