Türkiye’de sıklıkla haber haline geliyor:
-Bomba yüklü kamyon yakalandı!
Bazen haber büyüyor, gazetelerin birinci sayfalarına sığmıyor. Bazen de tek sütunluk haberler halinde iç sayfalarda kaybolup gidiyor.
***
Tarih 1 Kasım 2005 günün gösterdiğinde Şemdinli’de “minik bir cehennem” meydana geliyordu. Sonradan yapılan incelemede ortaya çıkan bilgilere göre 200 kiloluk patlayıcı yüklü kamyonetin patlamasıyla birlikte 23 kişi yaralanıyor, 67 ev ve işyeri hasar görüyordu.
Olayla ilgi sayısız senaryo üretilmişti.
Barzani’nin adamı olduğu ileri sürülen Cuma Bircan’ın bu işi tezgahladığı, sonra da Kuzey Irak’a kaçtığı açıklandı. Savcılar “bu olay dış mihraklıdır” görüşünü basın yoluyla kamuoyuna ilettiler.
***
Bu arada Hürriyet gazetesinden bir ekip bölgeye gitti. Araştırdı, soruşturdu, sonunda şu hükme vardı: PKK’nın iç hesaplaşması!
Böylece Şemdinli’yi havaya uçuracak bomba yüklü kamyon, balon olup uçuyordu…
Ki, 9 Kasım günü geldi çattı!.. PKK ana davada yargılanıp 15 yıl hapis yatmış olan Seferi Yılmaz’a ait Umut Kitapevi bombalanmak üzereyken, eylemciler “iş üstünde” yakalandılar.
Eğer yakalanmasalar, Hürriyet’in 6 Kasım 2005 Pazar Eki’nde yazdığı “PKK’nın iç çatışması” ile bu bombalama “cuk” oturacaktı.
Ama kısmet olmadı, bombacılar beceriksiz çıktı, yakalanıverdiler. Astsubay Özcan İldeniz, Astsubay Ali Kaya ile itirafçı Veysel Ateş kabak gibi kendilerini ele verdiler. Van III. Ağır Ceza Mahkemesi eylemcileri 39’ar yıl hapse mahkûm etti.
Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt, “bunlar iyi çocuklardır, öyle kötü şeyler yapmazlar” diye sözlü olarak kefil oldu. Görevsizlik kararını takiben astsubaylar askeri mahkemede yeniden yargılanıp, özgürlüklerine kavuştular.
Böylece Şemdinli’deki “bombalı kamyon” hikâyesi sona erdi.
Ama bombalı araçlar ve haberleri devam edecekti.
***
11 Eylül 2007’de Ankara’da Kızılay yakınında çok katlı bir otopark içine park edilmiş onlarca tonluk bomba yüklü kamyon, dikkatli bir vatandaşın ihbarı ve güvenlik kuvvetlerinin çabası sonunda ortaya çıkartılıyor. Kamyon patlamadığı için olay da sessiz geçiştiriliyor.
***
21 Kasım 2008’de Diyarbakır’ın Lice ilçesi kırsalındaki Kayacık Jandarma Karakolu’nu bombalı bir kamyon ile saldırılacakken, iki askerin durumu fark etmesi üzerine çatışma çıkıyor. Kamyon’un PKK’ya ait olduğu açıklanıyor.
Yemek saati olduğu için saldırı ucuz atlatılıyor. Yoksa en az 100 askerin öldürüleceğine kesin gözüyle bakılıyor.
***
21 Aralık 2008 günü Diyarbakır’da Terörle Mücadele Ekipleri kente bomba yüklü bir aracın geldiği istihbaratını alıyor. Gece yarısı şüpheli araç takibe alınıyor, durumu fark eden araç sürücüsü -nasıl olduğu saptanamayan bir şekilde- araçtan atlayıp kaçıyor!
Araçta TNT kalıpları, el bombaları, çeşitli terör eylemlerinde kullanılacak mühimmat bulunuyor. Ama şüpheliler yakalanamıyor.
***
29 Nisan 2009’da bu kez Balıkesir’de alınan bir istihbarat sonucu bomba yüklü aracın il sınırları içine girdiği bütün ilçe birimlerine bildiriliyor. Hatta aracın ön tamponunda 24 DT 328 plaka, arkasında ise 34 BHA 03 yazılı plaka bulunduğu, arka bagajında naylon torbalar içinde el bombaları ve patlayıcılar bulunduğu da polis birimlerine iletiliyor.
Bu kadar deşifre edilen araç nedense yakalanamıyor!?!
***
Bunların hiç birini yorumlamak gerekmiyor.
Yaşadığımız gerçekler…
Şimdi 10 Mart 2010 günü gündüz yaşanıp, gece haber bültenlerine düşen gelişmeyi değerlendirmek için durup bekleyelim.
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait el bombaları taşıyan sivil kamyon, eskortsuz biçimde Muğla’dan yola çıkıp, Ankara’ya kadar geliyor.
Allah korusun bu aracı yolda bir terör örgütü durdurup ele geçirse?..
Sivil kamyon şoförü mü koruyacak o kadar silahı, bombayı, patlayıcıyı?
Neyse ki, bombalı kamyon kazasız belasız Ankara’ya kadar geliyor. O zaman öğreniyoruz ki, araçta iki astsubay da var.
İki astsubay ile bir sivilin neler yapabileceğini yazının başındaki hikayede görmüştük.
Yukarıdaki sıralanan, patlatılmış, yakalanmış, ele geçmiş ve teşhir edilmiş “bomba yüklü araç” haberlerinden sonra polisin Ankara’da yakaladığı bu sivil kamyon için hiç heyecan duymamak normal olabilir mi?
Üstüne üstlük polise gelen ihbarda kamyondaki patlayıcıların Nevruz'da güneydoğuda kullanılacağı da belirtiliyor. Kamyon yükü Güneydoğuya sevkedildi mi, artık kimse bir şey diyemez. Güneydoğuda "patlayan bombalar" ile "ölüm kusan namlular" hiç de tuhaf karşılanıyor, bölgenin "normali" böyle dizayn edilmiş bir kere...
Esrarengiz kargolardan korkuyoruz. Korkmamak mümkün mü, araçlar bildiğiniz gibi:
-Bomba yüklü kamyonlar!