07 Şubat 2012, Salı

Piyasalar
IMKB : 60.675  
Dolar : 1,7615  
Euro : 2,3015  
Altın : 648,95  

İstanbul

 

Ankara

 
BaşlatDurdur

AKP'nin oldubittisi

03 Mayıs 2010 Pazartesi

AKP’nin “oldubitti” anlayışıyla hazırladığı ve oldubittiye getirdiği Anayasa değişiklik paketinin önemli maddelerinden 8’inci madde 330’un altında kaldı ve 327 oy aldığı için düştü.
 
Bu madde, siyasi partilerin kapatılmasını yeni baştan düzenliyordu. Paketi hazırlayan AKP için önemli maddelerden biriydi.
 
8’inci maddenin düşmesi, AKP’nin ve Anayasa değişiklik paketinin parçalanması demektir.
 
8’in maddenin düşmesi, 8’inci madde kadar önemli maddelerin de düşeceğinin işaretidir.
 
Ok yaydan çıkmıştır. AKP yönetimi istedikleri kadar sızlansınlar, bundan sonra istedikleri kadar daha sıkı önlemler alsınlar, boştur. Başlayan sürecin önünü kesebilmeleri çok zordur.
 
AKP’de “Fire kimler?” halifeliği başlayacak. Belki de, fireciler içinde yer almayanlar, suçlanacaklar, ağır yergilere hedef olacaklar.
 
Bu davranış da, firecilerin sayılarını artıracak.
 
Bu artışı, 8’inci madde kadar önemli maddelerin oylamasında göreceğiz.
 
AKP’nin yapacağı en doğru iş, Anayasa değişiklik paketi görüşmelerine noktayı koymak, toplumsal katılımlı süreci başlatmak…
 
Bu toplumun, çağdaş, özgürlükçü bir anayasaya gereksinimi var.
 
Oldubittilerle anayasa hazırlanmaz.
 
Oldubittilerle hazırlanan ve görüşülen anayasalar, toplumlara oldubitti dönemler yaşatırlar. Bunlar arasında, darbelerin her çeşidi var…
 
Bugün kızılan, bulunmalarına çalışılan AKP fireci vekillerin ulus yararına ne gözü kara ve yararlı bir iş yaptıklarını en yakın süreç içinde anlayacağız. Onlar, bu ulusun kahramanlarıdır. Öyle de anılacaklar.
 
Onlara buradan selam gönderiyorum ve “Oldubittilere göğüs gerin, izin vermeyin, safları daha bir sıklaştırın” diye çağrı yapıyorum.

*


BAŞBAKAN DARBECİ AĞZIYLA KONUŞUYOR

Bir okur, e-posta adresime bir ileti atmış. 29 Nisan 2010 Perşembe günlü “Dil ve çizgi sakarı Bakan” başlıklı yazımdaki bir yanlışımı düzeltiyordu. Ben, “Gazeteci, ‘Dönek deyince ne anlıyorsunuz?’ diye sordu” diye yazmışım. Okur, o soruyu, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a, gazetecinin değil, CHP’li vekillerin sorduğunu bildirdi. Kendisine teşekkür ediyorum. Ondan ve sizlerden, özür diliyorum.

 

Bu sorumluluğumu yerine getirdikten, şehitlerimizin acısını sizlerle paylaştıktan sonra yazıma başlayayım.

 

Dün Salı değildi, Pazar’dı; Başbakan, parti grubunu toplamış ve orada konuşmuş.

 

Ben izlemedim. Haberi internet sitelerinden okudum.

 

Başbakan, “1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması bizim iktidarımızla mümkün oldu. Birileri ‘Kopara kopara aldık’ diyor. Kimsenin bu iktidardan kopara kopara aldığı bir şey yok. Bu böyle bilinsin. Kopara kopara alma güçleri varsa 77’den iktidarımıza kadar neredeydiler?” demiş.

 

Başbakan’ın bu sözleri bana, 12 Eylül askeri darbenin başı Kenan Evren’in, darbenin ilk günlerindeki şu sözünü anımsattı:

 

“1961’de asker verdi, şimdi asker geri alıyor.”

 

Darbecibaşı Evren, 1961 Anayasası’nın kaldırılmasına ilişkin toplumsal tedirginliğin yaygınlaşması üzerine bu sözü söylemişti.

 

Darbecibaşı Evren’in bu sözüyle, “demokrasi” sözcüğünü ağzından düşürmeyen, “demokratlığı” göklere çıkarılan, sivil anayasa yapmak isteği ile yanıp tutuştuğu yazılan, konuşulan Başbakan’ın, az yukarda bilginize sunduğum sözleri birbirine ne çok benziyor!..

 

Hep halk iradesiyle iktidara geldiklerini söyleyen Başbakan, silah gücü ile ülke yönetimini ele geçiren darbecibaşı Kenan Evren mantığında değil mi, onun ağzıyla konuşmuyor mu?

 

Bu sorunun yanıtı, tek sözcükle “Evet”tir.

 

Böyle düşünen ve böyle konuşan Başbakan’a da birkaç soru biz soralım: 8 yıllık iktidarınızın 7 yılında siz neredeydiniz? 7 yıl boyunca, 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına neden izin vermediniz? Neden geçen yıl, önceki yıl, 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlamak isteyenleri coplattınız? “Kopara kopara aldık” sözünden neden bu kadar rahatsız oldunuz?

 

Sorular daha çok…

 

Demek ki, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak, durduk yere verilmedi. Bunun arkasında, yılmayan, kararlı, inançlı mücadele var! Bunu, Başbakan’ın yadsımaya, görmezden gelmeye hakkı yoktur.

 

Başbakan, dünkü konuşmasında, Deniz Baykal’ın, kendisini Hitler’e benzetmesine de fena kızmış, “Eğer illa Hitler'e benzetecek bir siyasi figür arıyorsa kendi genel merkezlerindeki eski genel başkan fotoğraflarına baksın. Orada Führer'e özenip kendisine Milli Şef dedirtmiş genel başkanlarının Hitlervari bıyıklarının altından kendilerine gülümsediğini görecekler” demiş.

 

Başbakan’ın, adını vermediği kişi İsmet İnönü’dür. Ve nedense Başbakan hep İsmet İnönü’ye saldır, söylemediğini bırakmaz! Sanki toplum olarak bilmediğimiz “özel bir şey” var! Deniz Baykal da, İnönü’ye laf etsin diye sanki Başbakan’a servis yapıyor!

 

Dün, Hürriyet Gazetesi’nden Faruk Bildirici’nin bir haber vardı. Haberin başlığı, “Danışman’dan Erdoğan itirafı” idi…

 

Başbakan’ın danışmanın adı, “Yalçın Akdoğan”dır. Yeni Şafak Gazetesi’nde, “Yasin Doğan” takma adıyla yazılar yazar. Başbakan’ın konuşma metinlerini hazırlayan ekibin başında yer alır ve Başbakan’ın yanından hiç ayrılmaz, gölgesi gibidir. Bu danışman, bakın ne itiraflarda bulunmuş:

 

Başbakan konuşma problemi yaşayan bir insan değil. Hiç metin olmasa da saatlerce konuşabilir, ciddi bir hitabet gücü var. Bazen Başbakan çıkıyor bir eleştiri getiriyor veya bir polemik başlatıyor. Kamuoyu sadece bir kişiye eleştiri gibi algılayabiliyor. Aslında o gündemi değiştirmek için yapılmış olabiliyor veya sadece söylediği sözlerin asıl muhatabı örtülü mesajı anlayabiliyor. Büyük tartışmaların olabileceği bir gündemde Başbakan ilgisiz bir tartışma başlatıp o büyük tartışmayı gölgeleyebiliyor. Sert eleştiriler bazı kurumları yıpratmasın diye eleştiri oklarını kendine çekebiliyor. Başbakan iyi kriz yöneten, oyun planları olan bir insan. Sinirlerine hâkim olamasa bu kadar krizi başarıyla yönetemezdi.”

 

Başbakan'ı tanıdığını sananlara ve tanımak isteyenlere sunulur…

Bu yazı toplam 195128 defa okunmuştur
GeriYukarı
Yükleniyor...
× Facebook'ta -